Savaş arabasındaki sürücü dizginleri kararsız ellerde tutar. Tekerlekler dönmeye devam eder, toprakta ikiz izler oyar, ama arabaya koşulmuş yaratıklar birbirinden uzağa bakar. Bedenleri ileri gerilir, toynakları toprağı yırtar, yine de gözleri ayrı yolları ölçer. Sürücü hareketi hisseder, ama ileri çekişi değil. Yol bir daire olur, her dönüş bir tekrardır. Yolculuk varıştan daha önemlidir, bazen yön duygusundan bile daha çok.
Çok önce kaçanlar, taçlı kentlerden uzak sık ormanlarda sığınak bulurdu. Gölgeler ve köklerle kalın yerler. Ayak izleri çalılığa kaybolur, zamanla boyaya yatırılmış liflerden örülmüş çatılarla köyler kurarlardı. Uzak diyarlardan denizciler bu kumaşlarla takas eder, yağmurdan sonra toprağın kokusunu tutan ağır kıvrımlarda parmaklarını gezdirirdi. Fırtınalar kıyıyı dövünce deniz gemileri kum setlerine atar, karaya oturmuş bırakırdı. Kıyıda kazazedeler tekneleri zift ve halatla onarır, elleri dokuma kumaşı boyayan aynı bitkilerle lekelenirdi. Burada hareket etme dürtüsü hayatta kalma ihtiyacı olur, toprağın kendisi her huzursuz adımı emer gibi dururdu.
Bu sığınakların çevresinde hikâyeler büyür. Bulutları yükseğe yığılıp göğü bereleyen fırtınaların, yere yakın büyüyen, mayhoş ve buruşuk meyvenin. Bulutların açılmasını bekleyenlerin sepetlere topladığı meyve. Bu meyveden yapılan reçel saatlerce kaynar, mutfağı hem mayhoş hem ağır bir kokuyla doldurur. Rüzgâr hamleleri arasındaki sessizlikte eski bir kestane masa bu konservelerden bir kâse tutar. Ekmek, düzensiz parçalara koparılmış, kepenklerin ötesinde gök gürültüsü mırıldanırken yapışkan reçele batırılır.
Başka bir kıtada boya atölyelerindeki işçiler alçak ateşlerin üzerinde kaynayan teknelere bakar. Kumaş indirilir, lifler sıvıyı içsin diye uzun tahta küreklerle çevrilir. Kumaş ağır çıkar, mesleği büyükannelerinden ve büyükbabalarından öğrenen çırağın kollarına dökülür. Her top katlanır, ocağın yanında yığılır, terziler ya da haber ve sikkeyle geçen tüccarlar için hazırdır. Taş sokakların karışıklık içinde kıvrıldığı kentlerde bile bu kumaştan bir eşarp ya da kuşak takanlar vardır. Geldikleri yerin ya da gitmeyi umdukları yerin hatırlatıcısı.
Bugün kuru bir rüzgâr vardır. Savanı ve dağı süpüren, yaprak ve toz savuran cinsten. Gök bulutludur, ama yağmur yoktur. Yalnızca dalların huzursuz salınımı ve yer değiştiren kuşların sesi. Bu anlarda sürüklenme duygusu keskinleşir, limanın güvenli çizgisinin hemen ötesinde karaya oturmuş bir gemi gibi. Yine de bir gemi enkazı bile olmayacak elleri bir araya getirir. Ateş yakmak, ekmek paylaşmak, hikâye değişmek ve bir sonraki gelgiti beklemek için.
Bugün bir dilim ekmek kesip kalın konserveyle sürebilir, mayhoşluğun dilinizde kalmasına bırakabilirsiniz. Ağır bir şala sarınabilir, dokuması teninize karşı avuntu verir, uzakta gök gürültüsünün sesini dinleyebilirsiniz. Eski bir tahta kâseyi ellerinizde çevirebilir, başparmağınızla damarı izleyebilir, onu biçimleyen elleri hatırlayabilirsiniz. Ya da uzağa gidip yuva kuranların bir hikâyesini bulabilir, pencerenizin dışında rüzgâr hareket ederken yüksek sesle okuyabilirsiniz.
Bugünün şans rengi bordo.
Lucky Color: Maroon — #800000Hareketin kendisi bir tür varış olur.
Dairelerin içinde bile dayananı bulursunuz.