Lamba sönmüştür ve dağın omzundaki rüzgâr keskindir. Aşağı inen eski yol, Ermişin bir zamanlar feneri yukarıda yürüdüğü yol, sürüklenen sislerin altında kaybolmuştur. Bu yönde Ermiş ne iner ne de başka seslerin yankısını arar; kayalıkların tepesinde oyalanır, elindeki asa yaşla pürtüklüdür, yıpranmış pelerininin kıvrımları soğuğa karşı yakın çekilmiştir. Dünya boğuk olmuştur, ayak altındaki taşlar sessiz ve ışıksızdır. Yer ne gece ne tam gündür; bulutların güneşi yuttuğu andan sonraki sessizliktir, en küçük ses bile kaybolduğunda.
Aşağıda bir yerde eski arduvaz çatılar sisin içinde büzülür. Kiremitleri sazan pulları gibi kat kattır, düşen her yağmuru kısar. Bacalar üstlerinde yükselir, kullanılmamış ve serin, ağızları gökyüzüne kapalıdır. Uzakta kış kızaklarının izleri sert toprağı çizmiştir; hiçbir yere gitmeyen çizgiler, görüşün kenarında solar. Ermişin dağı şimdi sonsuz görünür; zamanın geçmediği, çatlaklara kendi tohumunu saçan kuru likenden başka hiçbir şeyin büyümediği bir yer. Hava unutulmuş demirhanelerden yanık demir kokusuyla ve bir zamanlar ocaklardan kıvrılan dumanın keskinliğiyle tatlanmıştır: ayrı tutulan hayatların, paylaşılmayan sıcaklığın hatırlatmaları.
Eski kentlerde cürufla döşeli ara sokaklar, ardında yaşlı adamların havan elleri ve havanlarla geçimini sağladığı kapılara giderdi; taşları havan çanaklarında toza öğütürlerdi. Orada ışık yalnızca dilimler halinde vururdu, dar pencerelerden, sürekli loşluğu dağıtmaya hiç yetmezdi. Masalarda kalay kaşıklar ve demlikler seyrek gelen elleri beklerdi; hava hep ağırdı, yılların sessizliğiyle yüklü. Uzak tepelerdeki manastırlar eşek derisine ciltli ciltler saklardı; sayfalar içe kıvrılır, okunmazdı. Çanları on yıllardır çalmamıştı. Toz köşelerde toplanırdı, tek ses soğuk taş döşemede terliklerin sürtünmesiydi.
Vadinin çağrısını reddeden Ermiş nöbetini tutar. Eski ticaret yollarını anımsar; bir zamanlar barut çuvalları, köklü topraktan kazılmış trüf ve közde pişmiş çavdar somunlarının sert kabuklarını getiren kervanlar. Hepsi kaybolmuştur. Şimdi tek hareket çıkıntılara konan kargalardan gelir; tüyleri gökyüzüne karşı mattır. Buradaki hava oyalanan bir çisentidir, düzenli ve sıradan; Ermişin pelerininin yününe işler, onu ağırlaştırır. Çoktan terk edilmiş taş duvarlar ötedeki dünyaya işaret olarak durur; her biri kuşaklar boyu rüzgâr ve yağmurla kazınmıştır, her biri kapalı kalan bir kapıdır.
Ama bu soyutlanmada bile bir kişi günü şekillendirmenin küçük yollarını bulabilir. Biri eski bir kalay kupayı parlatabilir, bir yansımanın hayaletini çıkarabilir. Bir başkası havanında kokulu tohumlar öğütebilir, odayı dolduran ve sessizliği geri iten kokular salabilir. Bir üçüncüsü unutulmuş bir mektubun satırlarını izleyebilir, mürekkebi hâlâ bir ses taşıyormuş gibi. Ya da yalnızca çisentiye çıkıp değişmeyen havanın düzenli dokunuşunu hissedebilir.
Bugünün şans rengi soluk gri.
Lucky Color: DimGray — #696969Dağda oyalananlar için sessizliği onurlandırmanın yolları vardır.
Bırakın yalnızlık şimdilik sığınağın biçimi olsun.