İki figürün arasında, başlarının üstünde bir meyve ağır asılı durur. Ağaca bakarlar, dallar aralarındaki sessizliğe kıvrılır. Bahçe taşı ayaklarının altında serindir, ama hiçbiri diğerine doğru adım atmaz. Elleri değmez. Gölgeler uzar, biçimleri neredeyse birbirine değer, ama hep bir parmak arayla kalır. Sözler dudaklarında biçimlenir ve bahçenin kendisi yutmuş gibi yok olur.
Aralarındaki masada yarılmış bir nar durur. Çekirdekleri lal parlaklığında ve kümelidir, zarlarının içinde tarihler tutar. Eski saraylarda değişilen armağanlar, bir Persefone söylencesinin içine sıkıştırılmış vaat, hiç sorulmayan bir sorunun öncesindeki duruş. Bir zamanlar Akdeniz’den geçen âşıklar bu çekirdekleri toprağa bastırır, yeni köklerin birleşmelere kıvrılacağına inanırdı. Burada nar dokunulmadan durur, sessizlik alacakaranlık gibi toplanır.
Bahçe duvarının ötesinde yağmur mevsimi yaklaşır. Güney Amerika yaylalarının üzerinde bulut tabakaları yuvarlanır, hava ağırlaşmış gibi hissedilecek kadar koyu bir gök getirir. Köylerde insanlar pala ve sepetle kakao meyvelerini toplar. Çekirdekler çıkarıldıktan sonra muz yapraklarının altında mayalanmaya bırakılır. Günler nemli bir sessizlikte geçer. Çekirdekler hazır olunca elde kavrulur. Mutfaklarda kavrulmuş çekirdekler taşın arasında öğütülür, o kadar zengin bir koku bırakır ki her aralığı doldurur. Yine de bu evde çikolata kalıbı kırılmadan durur, yanında bıçak, davet yanıt bekler.
Uzak limanlarda eski gemiler bir zamanlar tropiklerden baharat ve kumaş taşırdı. Yükün arasında, gece kadar derin ve dolgun kadife topları ambarın içinde katlı dururdu. Böyle kumaş tören cübbelerinin, sunak örtülerinin ya da aile sırlarının saklandığı sandıkların astarı olurdu. Kumaş dokunmaya çağırırdı. Burada ise yalnızca koltuğun örtüsü olarak kullanılır, düzeltilmiş ama hiç oturulmamıştır. Sahiplenilmemiş bir rahatlık jesti.
Karayip ormanının örtüsü altında hava öyle ansızın dönebilir ki gök kararır, kuşlar susar. Fırtınadan önceki sessizlikte dünya boğuk bir sahnedir. Beklenti bulutta ve yaprakta tutulur. Hiçbir şeyin sessizliği bozmadığı o asılı an, bu ikisinin arasındaki boşluktur. Ne şimşek ne yağmur. Yalnızca sessiz bekleme, ertelenmiş bir karar. Ormanın kendisi, hiç söylenmeyecek bir sözü dinliyor gibidir.
Pencerede bir saksı hibiskus durur. Alacakaranlık çökerken taç yapraklar içe katlanır. Kimileri bu çiçekleri suda demlemenin canlandıran bir içecek, yorulmuş yürekler için bir çare verdiğine inanır. Çaydanlık ocaktadır, ama su soğuktur. Taç yapraklar kıvrılmaya devam eder, ısı da umut da onlara değmemiştir.
Mutfağınızda bir nar varsa yarın onu açıp çekirdeklerin tadına bakın, yalnız tatıyor olsanız bile. Bitter çikolatadan bir kare koparıp dilinizde erimesine bırakabilirsiniz. Acılığın önce derinleşip sonra yumuşadığını fark edin. Kadife örtüyü koltuktan alıp omuzlarınıza sarın, ağırlığı size dokunuşu hatırlatsın. Hibiskusunuz varsa bir fincan demleyip yavaş yudumlayın. Kimi şeylerin kendi vaktinde en iyi açtığını bilin.
Bugünün şans rengi bordo.
Lucky Color: Maroon — #800000Gün, sessizliğin içinde bile sabırlı sunular içindir.
Meyve kendi saatinde yarılsın.